Anasayfa / Fotoğraf / Denizli’den Yarının Dünyasına: 1939 New York Dünya Fuarı’na Bir Yolculuk
Denizli’den Yarının Dünyasına: 1939 New York Dünya Fuarı’na Bir Yolculuk

Denizli’den Yarının Dünyasına: 1939 New York Dünya Fuarı’na Bir Yolculuk

Bazı aile belgeleri yalnızca geçmişten kalmış hatıralar değildir; doğru zamanda açıldıklarında bir dönemin ruhunu, bir insanın dünyaya bakışını ve ülkesinin geçirdiği dönüşümü de görünür kılar. Dedem Ahmet Baki Yağcı’nın 1939 yılında yaptığı New York Dünya Fuarı seyahatinden kalan defterler, mektuplar, kartpostallar, fotoğraflar ve küçük notlar benim için tam olarak böyle bir kapı araladı.

Bu kitabı hazırlarken elimde yalnızca bir seyahat defteri yoktu. Denizli’den yola çıkmış bir tüccarın gözleriyle 1939 dünyasına bakma imkânı vardı. Üstelik bu bakış ne akademik bir mesafeyle yazılmıştı ne de edebî gösteriş taşıyordu. Ahmet Baki Yağcı gördüğünü sade, doğrudan ve dikkatli biçimde kaydetmişti. Onun notlarında bazen bir tren istasyonunun kalabalığı, bazen Atlantik’i aşan dev bir transatlantiğin şaşkınlığı, bazen de New York sokaklarında karşılaşılan modern dünyanın hızı beliriyordu.

Yolculuk 1939 yazında Denizli’den İstanbul’a, oradan Sirkeci Garı’ndan kalkan Simplon Ekspresi’ne uzanır. Paris’te geçirilen günlerin ardından kafile Cherbourg’dan Queen Mary transatlantiğine biner ve Atlantik’i aşarak New York’a varır. Bugün birkaç saatlik uçuşla geçilen bu mesafe, o yıllarda başlı başına büyük bir serüvendir. Denizli’den İstanbul’a gitmenin bile önemli sayıldığı bir dönemde, Avrupa üzerinden Amerika’ya ulaşmak, bir Anadolu insanı için neredeyse hayallerin ötesinde bir yolculuktur.

Bu seyahatin merkezinde 1939 New York Dünya Fuarı yer alır. Fuarın ana teması “Yarının Dünyası”dır. O yıllarda dünya bir yandan teknolojik yeniliklerin heyecanını yaşarken, diğer yandan yaklaşan büyük savaşın gölgesini hissetmektedir. Televizyon, modern ulaşım araçları, dev gökdelenler, elektrikli ev aletleri ve endüstriyel tasarımlar geleceğe dair iyimser bir tablo çizer. Fakat Avrupa’da yükselen totaliter rejimler, silahlanma yarışı ve siyasi gerilimler bu iyimserliğin arkasında giderek koyulaşan bir karanlık da yaratır.

Ahmet Baki Yağcı’nın notlarını önemli kılan şeylerden biri, bu iki duyguyu aynı anda taşımasıdır. O, fuarda gördüğü teknolojik yenilikleri büyük bir merakla anlatır. Westinghouse sergisinde karşılaştığı televizyonu tarif ederken, iki kişinin uzaktan görüşürken yalnız seslerinin değil, görüntülerinin de izlenebildiğini yazar. “Bunun ismine televizyon diyorlar,” cümlesi bugün bize sıradan görünebilir. Fakat 1939’da Denizli’den gelen bir tüccarın gözünde bu, gerçekten de yarının dünyasına açılan bir penceredir.

Kitapta yalnızca fuar yok. Simplon Ekspresi’nin geçtiği şehirler, Paris’teki oteller, tiyatrolar, müzeler, Queen Mary’nin büyüklüğü, New York’un gökdelenleri, Rockefeller Center, Empire State Binası, Türk pavyonu, Türk Günü etkinlikleri ve dönüş yolculuğu da bu anlatının parçaları arasında. Ahmet Baki Yağcı’nın tuttuğu notlar kimi zaman çok kısa, kimi zaman ayrıntılıdır. Ben bu notların altına kendi araştırma ve açıklamalarımı ekleyerek dönemin arka planını görünür kılmaya çalıştım. Böylece metin, yalnızca bir hatırat olmaktan çıkıp 1939 dünyasına açılan daha geniş bir tarihsel okuma imkânı kazandı.

Bu kitabın benim için kişisel tarafı da güçlü. Ahmet Baki Yağcı yalnızca tarihî bir şahsiyet değil, ailemin geçmişinde önemli bir yer tutan dedemdir. Çanakkale ve Kafkas cephelerinde savaşmış, Millî Mücadele yıllarında Denizli Heyet-i Milliyesinde görev almış, Cumhuriyet döneminde ticaretle uğraşmış, dünyayı merak etmiş bir insandır. Onun 1939’da New York’a gitmesi yalnızca bireysel bir seyahat değildir; aynı zamanda Cumhuriyet’in ilk kuşaklarının dünyaya açılma arzusunun da somut bir örneğidir.

Beni bu çalışmaya asıl bağlayan ayrıntılardan biri ise Empire State Binası’nda kaydedilen küçük bir plaktır. Ahmet Baki Yağcı, 1 Ağustos 1939’da binanın terasına çıktığında oradaki otomata sesini kaydeder. Yıllar sonra bu plağı dinlemeye çalıştığımızda cızırtıların arasından yalnızca tek bir kelime duyulabildi: “Yarın.” Belki de bu kitap için bundan daha anlamlı bir kelime olamazdı. Çünkü onun yolculuğu gerçekten de “yarın” fikrinin peşinden yapılmıştı.

Denizlili Bir Tüccarın Yarının Dünyasına Yolculuğu, bir aile arşivinden çıkan belgelerle hazırlanmış olsa da yalnızca aile tarihine ait bir çalışma değil. Bu kitap, 1939 yılının teknolojik iyimserliğini, yaklaşan savaşın tedirginliğini, genç Cumhuriyet’in modernleşme arzusunu ve bir Anadolu insanının dünyaya duyduğu merakı bir araya getiriyor.

Geçmiş bazen büyük nutuklarda değil, küçük defterlerde, aceleyle yazılmış mektuplarda, sararmış kartpostallarda ve cızırtılı bir plakta saklıdır. Bu kitabı hazırlarken benim yapmaya çalıştığım şey, o sesleri bugüne biraz daha anlaşılır biçimde ulaştırmaktı.

Hakkında Serdar Yağcı

Başlamanın en iyi yolu, konuşmayı kesip, yapmaya koyulmaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Scroll To Top