Asker Mektuplarının İzinde adlı bu çalışmam, ailemizde yıllarca saklanan mektuplardan yola çıkarak, Osmanlı’nın son savaş yıllarına Denizlili iki kardeşin gözünden bakma çabasından doğdu.
Kitabın merkezinde, dedem Ahmed Baki ile kardeşi Mustafa’nın 1912’den 1918’e uzanan dönemde cephelerden ailelerine gönderdikleri ve arkadaşlarından aldıkları otuzu aşkın mektup yer alıyor. Bu mektuplar, Balkan Savaşları’ndan Birinci Dünya Savaşı’na, Çanakkale’den Kafkas Cephesi’ne uzanan geniş bir zaman diliminin içinden geliyor. Ancak onları değerli kılan yalnızca tarihî olaylara tanıklık etmeleri değil; bu büyük olayların sıradan insanların hayatında nasıl karşılık bulduğunu göstermeleri.
Cepheden yazılmış asker mektuplarının ilk amacı çoğu zaman basittir: “Hayattayım, merak etmeyin.” Fakat satır aralarında çok daha fazlası vardır. Bir babaya duyulan özlem, kardeşten haber alma telaşı, memleketteki tarlanın, buğdayın, borcun, alacağın hesabı, cephedeki sevkler, yaralanmalar, belirsizlikler ve bütün bunların ortasında ayakta kalma çabası… Bu yüzden bu mektupları yalnızca askerî belgeler olarak değil, aynı zamanda insanın savaş karşısındaki direncini gösteren kişisel tanıklıklar olarak gördüm.
Kitabın arka kapağında yer verdiğim 31 Aralık 1915 tarihli mektup, benim için bu çalışmanın ruhunu en iyi anlatan metinlerden biri. Ahmed Baki, Anafartalar ve Arıburnu’ndan düşmanın çekilmesinden sonra babasına yazdığı mektupta, o günü hayatının en büyük bayramı olarak anlatıyor. Arkadaşlarıyla bayramlaştıklarını, lokmalar yaptıklarını, sevindiklerini ve dua ettiklerini söylüyor. “Memlekette çok bayramlar ettim, hiç bu kadar gurur duymamıştım,” cümlesi, cephedeki bir erin zafer duygusunu bütün sadeliğiyle bugüne taşıyor.
Bu kitabı hazırlarken yalnızca mektupları yayımlamakla yetinmek istemedim. Her mektubun yazıldığı tarih, yer, askerî birlik hareketleri ve dönemin koşulları üzerine ayrıca çalıştım. “Bu mektup hangi şartlarda yazıldı?”, “O gün cephede ne oluyordu?”, “Aile geride nasıl bir ekonomik ve duygusal yük taşıyordu?”, “Mektupta adı geçen kişiler kimlerdi?” gibi soruların peşine düştüm. Böylece mektupların etrafında, yalnızca iki kardeşin değil, savaş yıllarında ayakta kalmaya çalışan bir kuşağın hikâyesi de görünür hâle geldi.
Çalışmanın önemli yanlarından biri de bu mektupların erlerin kaleminden çıkmış olması. Birinci Dünya Savaşı’na dair elimizde çok sayıda komutan anlatısı, resmî belge ve askerî değerlendirme var. Buna karşılık, cephedeki sıradan askerlerin kendi sesleriyle bıraktıkları metinler daha sınırlı. Bu nedenle Ahmed Baki ve Mustafa’nın mektupları, hem sayıca hem de tematik bütünlüğü bakımından özel bir anlam taşıyor. Onlar büyük tarih anlatılarının içinde çoğu zaman adı geçmeyen insanların duygu dünyasını, kaygılarını ve gündelik gerçekliğini görünür kılıyor.
Kitapta mektupların yanı sıra dönemin tarihsel arka planına, savaşların seyrine, ekonomik koşullara ve aile hayatına da yer verdim. Çünkü savaş yalnızca cephede yaşanmıyordu. Seferberlik, Anadolu’daki ailelerin düzenini değiştiriyor; genç erkeklerin askere alınmasıyla üretim yükü geride kalan kadınların, yaşlıların ve çocukların omzuna biniyordu. Para değer kaybediyor, geçim zorlaşıyor, haberleşme hayati bir ihtiyaç hâline geliyordu. Mektuplar, bütün bu koşulları kuru tarih bilgisinden çok daha canlı ve insani bir yerden anlatıyor.
Benim için Asker Mektuplarının İzinde, aynı zamanda aile belleğinin zaman içinde kaybolmaması için yapılmış bir kayıt çalışmasıdır. Birkaç eşya, birkaç fotoğraf ve bir deste mektup; bazen geçmişle bugünü birbirine bağlayan en güçlü köprü olabilir. Bu belgeleri yüksek çözünürlükte fotoğrafladım, Osmanlıca metinlerin transkripsiyonu için uzman desteği aldım ve mektupları günümüz Türkçesine aktararak okuyucunun daha rahat takip edebileceği bir yapı kurmaya çalıştım.
Bu kitabın, yalnızca ailemin geçmişine değil, Osmanlı’nın son dönemini ve Birinci Dünya Savaşı’nı anlamak isteyen okurlara da küçük bir katkı sunmasını umuyorum. Çünkü tarihin büyük akışı, çoğu zaman en iyi bir erin babasına yazdığı birkaç satırda, bir kardeşin merakla beklenen haberinde ya da cepheden memlekete gönderilmiş solgun bir mektubun içinde anlaşılır.
Asker Mektuplarının İzinde, cephelerin ardındaki insanı, savaşın içindeki aileyi ve bir kuşağın hayata tutunma mücadelesini hatırlamak isteyenler için yazıldı.
Evliya Çelebi Seyahat, Anı, Fotoğraf, Bilim, Sağlık
