Anasayfa / Anı / Yeni Delhi’de Bir Gece
Yeni Delhi’de Bir Gece

Yeni Delhi’de Bir Gece

Fotoğraf © Dipankar Ghosh

Bu yazı “Himalayalar’da Bir Hafta“ adlı yazımın devamı niteliğindedir.

Gece yarısı vardığım Yeni Delhi havaalanından bindiğim taksinin şoföründen beni bir otele götürmesini istedim. Otoyolda hızla, uykuya dalmış Delhi’nin şehir merkezine doğru ilerledik.

Yeni Delhi Hindistan’ın başkenti, 321.883 şehir içi nüfusu ile yerleşim alanı olarak nüfusu 17.753.087 kişidir.

Umarım iyi bir otel bulurum diye beklerken taksici bir kapının önünde durdu. Karanlık bir sokak. Gece yarısı 02:00 civarları. Seçme şansım yok, mecburen indim ve dar kapıdan içeri daldım. Kısa ve karanlık koridoru takip edip otelin lobisine girdiğimde beni ilk bakışta biraz İzmir’in Basmane otellerini biraz da pavyonu andıran loş bir ortam karşıladı. Etrafta birkaç cılız kırmızı ışık vardı. Resepsiyon masasının arkası ise yanar dönerli, ufak, renkli ışıklarla süslenmişti. Halen açık, küçük, eski bir televizyonda kısık ve cızırtılı sesiyle bir hint filmi oynuyordu. Televizyonun karşısında ise çıplak ayaklarını tahta sehpaya uzatmış, bir kanepenin üstünde kaykılmış, ten renginden dolayı ortamın karanlığında yüzü zor seçilen zayıf bir hintli uyukluyordu. Burada başka kimse olmadığına göre belli ki resepsiyon görevlisi diye düşündüm. Geldiğim hissedilsin diye bilerek biraz ses çıkardım. Benim orada olduğumun farkına varır varmaz doğruldu. Uyku sersemliğinin yüzünde bıraktığı aptal bir ifadeyle sen de kimsin şeklinde bana bakıyordu ki “Boş odanız var mı?” diyerek sorarak ayılmasına yardımcı oldum. Cevap vermeden resepsiyona yöneldi, bir anahtar aldı ve bana uzattı. “Çarşaflarınız temiz değilse değiştirilmesini istiyorum.” dedim. Çünkü biliyordum ki çarşafları birkaç müşteride bir değiştiriyorlardı. Evet anlamında başını salladı. İnanmadım ancak o gün o saatte bunun polemiğini yapacak durumda değildim.

Sırt çantamı aldım, kirli duvarlı ve rutubet kokan merdivenlerden en üst kattaki odama doğru yavaş yavaş çıkmaya başladım. Her katta bir oda vardı. Merdiven boşluğunu kapıların altından sızan kadın kıkırdamaları dolduruyordu. Kapısı aralık bırakılmış bir odanın önünden geçerken yataklarında çıplak halde yatan bir çiftle göz göze geldim. Hızımı değiştirmeden yukarı doğru seyirttim. Odamın kapısı zaten açıktı, anahtarı da çalışmıyordu. Kulak tırmalayıcı bir sesle gıcırdayan kapıyı yavaşça açarken bir yandan da odanın ışığının anahtarına dokundum. Tepedeki tek florasan birkaç kez nazlanıp yanıp söndükten sonra titreyerek ve vızıldayarak odayı aydınlatmaya başladı. Beton zeminli, soğuk görünüşlü odanın ortasındaki tek kişilik bir yataktan başka bir şey yoktu. Odanın tek penceresinin camı kırıktı. Temizliğini kontrol etmek için hemen yatağa yöneldim. Çarşaf ve yastığın üzerinde kıllar vardı. “Allah belasını versin bu adamların, biliyordum” diye küfrettim. En azından odada bir tuvalet var diye sevinirken, lavabodaki kurumuş kanlı tükürük lekelerini gördüm.

Çantamın dibine tıkdığım, buruşmuş uyku tulumunu çıkardım. Yatağın üzerine serdim ve içine girdim. Sabah saat 5’e kadar birkaç saat tabutta yatar gibi hiç kıpırdamadan yatmışım. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanarak, kaçarcasına otelden ayrıldım.

Elimdeki dönüşü açık uçak biletini bir an önce normal bilete dönüştürüp ülkeme geri dönmek istiyordum. Kalacağım daha güzel bir otel bulduktan sonra Gulf Air’in Yeni Delhi şubesine gittim. Biletimi uzattığım görevli hanım bilete şöyle bir baktı, evirdi çevirdi, bilgisayarına yöneldi. 10 dakika çalıştıktan sonra. “Yok” dedi. “Ne demek, yok” dedim. “Uygun uçak yok, yer yok” diye ekledi görevli. Soğuk bir ter damlası sırtımdan aşağı doğru kayıyordu ki “Ama bir ihtimal var, yarından sonra tekrar gel” dedi.

Anlaşılan dönmek kolay olmayacaktı ve bu büyük şehirde biraz daha zaman geçirecektim.

Hakkında Serdar Yağcı

Başlamanın en iyi yolu, konuşmayı kesip, yapmaya koyulmaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Scroll To Top