Anasayfa / Mimarlık / Mimara Güven
Mimara Güven

Mimara Güven

Mimarlıktan mezun olup iş hayatına ilk girdiğim dönemde hep şu ukalalığı yapmıştım. “Mimarlığı mimarlık için yapacağım, ne kazandığımın önemi yok, ki zaten bu şekilde davrandığım takdirde mutlaka değerim anlaşılır, hakkım fazlasıyla verilir” diye düşünmüştüm. Mezun olup İstanbul’da yanında çalıştığım birkaç başarılı mimarın meslek hikayelerini de gözlemlemeye çalıştım. Hak ettiklerini müşteriden alabilen, işin sonunda da iyi projeler çıkaran ve müşteriyi de fazlasıyla memnun eden mimarlık ofislerinde görev aldım. Kullanıcı talep ve önerilerini dinleyen fakat genel olarak da hiç bir şekilde mimari anlamda kendinden taviz vermeyen mimarlık ofisleriydi. İstemedikleri ya da tarzlarının uymayacağını fark ettikleri kullanıcılarla çalışmayabilecek kadar seçici ve başarılılardı. Müşteriyi fazlasıyla memnun ettikleri için mi projelerini buradaki bedellerle kıyaslanmayacak kadar yüksek bedellere çizdiler yoksa yüksek bedel aldıkları için mi bu kadar başarılı projeler ortaya çıkardılar, ilk bu işe başladıklarında nasıl bir yöntem uyguladılar bunu gözlemledim, sorguladım hep. Uzun bir süre İstanbul’da yaşadıktan sonra da Denizli’ye döndüm. Kendime göre yeterince donanımlı ve mesleğini çok seven bir mimar olarak bu şehirde mimarlık yapmaya başladım.

İlk işlerimden biri bir aile dostumuzun konut projesiydi. Zaten başka türlü nasıl iş gelebilirdi ki? Tanıdık olacak, sana güvenecek ve senden de projeyi bedava denebilecek bir bedele çizmeni isteyecekti doğal olarak. Öyle de oldu. Proje bedeli konuşulmadı bile. Ki benim için de çok önemi yoktu gerçekten. Amacım istediğim yapının ortaya çıkmasıydı sadece. Bir eserim olacaktı sonuçta. Çok kafa yordum, çok uğraştım başarılı bir proje ortaya çıkması için.

Mal sahibinin evinin alt katında çocukları için “özel ders hocası odası” isteğini gerçekleştirebilmem zor görünüyordu. Çocuklarının özel ders hocalarının geldiğini, onlar geldiğinde evin düzeninin bozulmasını istemediğini anlattı. Fakat toplam bina metrajı içinde bu odanın çıkabilmesi için ya mutfak küçük olacaktı ya da salon. Anlattım fakat mal sahibini ikna edemedim ve istediği oda olacak şekilde projeyi tasarladım. Alt tarafı birkaç sene için, sonrasında çocuklar üniversiteye gidip evden ayrıldıklarında kullanılmayacak, tüm planı ve hatta bina kütlesini bozan bir oda yaparak, müşterinin isteğini yerine getirdim.

Konutun üst katında ön cepheye bakan taraf, binanın en önemli cephesinde tuvalet penceresi açmak istemiyordum. Bu nedenle de plan tasarımında ön cephede tuvalet olmayacak şekilde bir plan çıkarmıştım. Mal sahibi bu isteğime karşı çıktı. Odasından çıkarak tuvalete gitmek için üç adım daha fazla atmak istemedi. Hem neden tuvalet penceresi açılmasını istemiyordum ki? Anlatamadım.

Çatıda uydu-anten-güneş enerjisi gibi görüntü kirliliğine yol açan kalemleri gizlemekti amacım. Bu yüzden de eğimli kiremit çatı yanında düz teras çatı yapacak, bu malzemeleri de burada en azından ön cepheden algılanmayacak şekilde yerleştirecektim. Bu isteğime de karşı çıkıldı. Düz teras çatı onlar için başlı başına bir dertti. “Sen mi yıkayacaksın o teras çatıyı?” dedi mal sahibi kendince haklı olarak.

Amacım hem kullanışlı, hem ekonomik, hem de estetik bir bina tasarlamaktı. Bina ön cephesi çok başarılı olmalıydı. Planı çözerken de sürekli kafa yoruyordum cephe için. Mal sahibi ön cephenin düz duvar olan kısmında “güneş figürü” istedi! Neden istedi bilmiyorum ama karşı çıktım. Binanın ön cephesindeki sağır duvara güneş figürü yaparak mı cepheyi güzelleştirecektik? Bu kadar basit miydi yani çözümü? Olmayacağını söyledim. “Ben istiyorum” dedi ve bunun sonrasında da ipler yavaş yavaş koptu. Ben heyecanımı kaybettim, onlar bana çok güvenmediler ve işin sonunda dış cephe boya rengine bile karar veremediğim bir konut projesi ortaya çıkmıştı. Üstelik tüm birikim ve emeğim karşılığında proje çıktı masraflarımı karşılayacak bir bedel ödemişti mal sahibi.

İlk deneyimim başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Kendi isteklerimde mal sahibini ikna edememiş, onların isteklerinde de yanlış olduğuna inandığım fikirlerde kendilerini vazgeçirememiştim. Denizli’nin prestijli bir bölgesinde tamamlanan projemle ilgili memnun değildim. Bu yüzden de o konutun önünden geçmek istemiyordum. Geçersem de yanımda biri var ise ona “bu projeyi ben yaptım” diye gösteremiyordum.

Aradan epey zaman geçti ve evlerinde yaşamaya başlamışlardı. Bir gün kendilerini ziyarete gittiğimde evleriyle ilgili ilk söyledikleri o “özel ders hocası odasının” gereksizliği oldu. “Nasıl oldu da bunu yaptık, çok gereksizmiş” dedi mal sahibi.

Binanın girişinde anlamsız bir sağır duvar vardı tuvalet penceresinin hemen altında. Nasıl oldu da anlatamadım kendimi ve cephede buna izin verdim dedim kendime. İlk çizdiğim eskizlere bakarak “eğer uygulansaymış ne kadar da iyi olurmuş” dedim içimden. Ama becerememiştim. Biraz tecrübe ve özgüvenle, biraz yaşımla, biraz da mal sahibinin bilinçsiz istekleri ve sana inanması ile ilgiliydi aslında.

13 sene önceydi bu hikaye…

O zamandan bu zamana sayısı çok fazla olmasa bile nitelikli projelerim oldu kendime göre. Kendim, kendi değerimin daha çok farkına vardım zamanla. Daha ikna edebilen ve sözü geçen oldum, olabildim. Mimarlıktan çok para kazanmadım ama mesleğime bakışım hiç değişmedi. Hep mesleğimi severek yapabilen olarak kaldım, çünkü günlük hayatımdaki ihtiyaçlarımı mimarlık dışındaki iş kalemlerinden karşılayabilme şansım oldu. Zaman içinde değerim daha anlaşıldı. En azından bu şehirde hakkını en iyi alabilen mimarlar sınıfında olabilmiştim.

Yakın zamanda bir apartman projesi tamamladım. Mimarının da, mal sahibinin de, uygulayıcısının da kendimin olduğu… Kimsenin karışmadığı, kimsenin fikir vermediği… Tek derdim biraz ticari bakıyor olmaktı sadece. Proje tamamlandı, ortaya çıkan sonuç çok beğenildi. Hem ticari hem mimari açıdan kendi adıma başarılı olmuştum. Tanıyan veya tanımayan kimselerden sık sık olumlu eleştiriler duyuyorum.Hala önünden geçerken büyük haz duyuyorum. Önünden geçmese bile yolumu uzatıp, yanımdakine “bu projeyi ben yaptım” demek istiyorum sürekli.

Özetle şunu söylemek istiyorum ki… Sevgili müşterilerimiz veya bir diğer tabirle mal sahipleri… Hayatlarınızı geçireceğiniz, belki de ömrünüz boyunca karşınıza bir kez gelecek fırsat olan yaşam alanlarınızı yaratma şansınızı yakalamış ve bu konuda bir mimardan destek alabilme lüksünüz var iken biz mimarlara güvenin! Araştırın ve iyi olduğunu düşündüğünüz bir mimara tamamıyla güvenin lütfen. Kullanıcı ihtiyaç ve taleplerini dinleyip önemseyen, kaprissiz ama kendinden taviz vermeyen mimar meslektaşlarıma bırakın kendinizi. Şu ana kadar kendini mimar gibi hissetmeyen bir müşterim olmadı. Evet, belki de mesleğimizin tıp veya mühendislik bilimleri kadar kesin doğruları yok ama şunu bilin ki günlük hayatımızın bu kadar içinde başka bir meslek de yok bunun farkında olun ve mimarların mimarlığı sizden daha iyi bildiğini unutmayın lütfen!

Hakkında Halit Coza

1978 yılında İzmir'de doğdu. 2000 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nden mezun oldu. 2003 yılında yüksek lisansını, 2011 yılında da yine aynı üniversitede doktorasını tamamladı. 2000-2011 yılları arasında İstanbul'da serbest mimar olarak görev yaptı. 2016 yılında Pamukkale Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde de öğretim görevlisi olarak akademik hayatına başladı. Tekil-a müzik grubunda klavye ve vurmalı enstrüman çalmakta olan Halit Coza, aynı zamanda Denizli Mimarlar Odası 12. dönem yönetiminde sayman yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmaktadır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top