Anasayfa / Genel / Çernobil Kazası Bölüm 3 : Kaza ve Sonrası
Çernobil Kazası Bölüm 3 : Kaza ve Sonrası

Çernobil Kazası Bölüm 3 : Kaza ve Sonrası

Bu yazı Çernobil Kazası Bölüm 2 : Nükleer Santraller  isimli yazımın devamı niteliğinde olup bu yazı dizisinin sonuncusudur.

Bu santrale neden Çernobil  dendiğini bilmiyorum. Sanırım bölgedeki en iri kasabanın Çernobil olmasından kaynaklanıyor. Bildiğim kadarı ile bölgenin yönetimi Çernobil kasabasındaydı. Aslında ‘Çernobil Nükleer Enerji Santali’ diye bir isim yok. Santalin gerçek adı daha bir afilli: Vladimir Ilyich Lenin Nükleer Enerji Santrali.

Bu santral nerede?

  • Ukrayna’da , Pripyat kasabasında.
  • Çernobil şehrinin 18 km kuzeybatısında.
  • Ukrayna –Belarus sınırına 16 km uzaklıkta ve Kievin 110 km kuzeyinde.
  • 51 derece 23 dakika 23,27 saniye Kuzey, 30 derece 05 dakika 59,00 saniye Doğu. Google Earth’e tıkladığınız anda santralin bacasını tam ortasına bakıyor olacaksınız.

Santral  4 reaktörden oluşuyor ve her bir reaktör 1 GW elektirik üretebiliyor. Kazanın olduğu sırada istasyon  Ukrayna ‘nın elektiriğinin %10 luk kısmını üretiyordu. İnşaata 1970 yılında başlanmıştı. Reaktörler sırası ile 1977, 1978, 1981 ve 1983 yılında hizmete girdi. Kaza 4 numarada yani en yenisinde gerçekleşti. Kazanın olduğu sırada 5 ve 6 numaralı reaktörlerinin de inşaatı sürüyordu.

Kaza bir test sırasında meydana geldi. Temel olarak kaza bir nükleer patlama değildi. Bir buhar patlaması idi. Patlamadan sonra reaktör basınç kazanı ve birincil koruma kabı bütünlüğü bozuldu. Yangın başladı. Dünyayı zehirlenmesinde bu yangın çok büyük rol oynadı. Reaktörde zaten ikincil koruma kabı dediğimiz yapı bulunmuyordu. Bu yapının olmayışı da kirliliğin boyutlarının artmasına sebep oldu.

Kazadan sonra reaktörün 1, 2 ve 3 numaralı reaktörleri 2000 yılına dek çalışmaya devam ettiler. Onbinlerce insanın tahliyesine sebep olan radyoaktif kirliliğin tam göbeğinde 3 vardiya halinde insanlar yıllarca nasıl çalıştılar? Reaktörlere nasıl girip çıktılar? Daha da ilginci bu dönemde yangınlar, su basmaları gibi birçok başka kazalar yaşandı. Hikayenin bilebildiğimiz kısımları bile kafamda birçok soruya sebep oluyor. Daha fazla lafı uzatmadan sizlere kazayı en yalın hali ile anlatacağım.

4 numaralı reaktörün  kalbinde  190 ton uranyum içeren 7 metre yüksekliğinde ve 12,8 metre çapında bir kazan vardı. Bu kazan 211 adet kontrol çubuğu ile kontrol ediliyordu. 1659 adet yakıt kanalı vardı. Reaktör hızı,  bu kontrol çubukları ve her bir kanala alttan giren ve miktarı değiştirilebilen su  ile kontrol ediliyordu.Kontrol çubuklarını reaktör kalbinden çıkarınca ve giden su miktarını azaltınca çok baskın olan pozitif katsayı sebebi ile reaktör hızlanıyordu. Kontrolü zor bir reaktördü. Bu reaktörler özellikle düşük güçle çalıştıkları sırada çok kararsız ve dengesiz bir hale geliyordu. Bu bilgiyi reaktörü işletenler bilmiyordu. Üstelik reaktör kalbinin alt yarısı ile üst yarısında çok farklı hızlarda zincirleme raeksiyon hızları oluşabiliyordu. Reaktör kalbinde farklı odaklarda farklı hızlarda oluşan bu reaksiyonları kontrol odasında ayrı ayrı izleme imkanı yoktu.

Kontrol çubukları 0,4 metre/saniye hızla üstten reaktör kalbine sokuluyordu. Otomatik, elle kontrol edilen ve reaktörü durdurmaya yarayan güvenlik amaçlı kontrol çubukları olmak üzere 3 çeşit kontrol çubuğu mevcuttu.

Herhangi bir yakıt kanalında suyun daha fazla kaynamaya başlaması ile  nötron yutucu özellik azalıyor, bu bölgede reaksiyon hızlanıyor, bu suyun daha da kaynamasına sebep oluyor kısır döngü kontrol çubuklarının devreye alınması ve soğutma suyunun arttırılması ile gideriliyordu. Bildiğiniz gibi soğutma suyu aynı zamanda buhar tribünlerini çeviren su idi.

25 Nisan 1986 da reaktör rutin bir bakım için kapatılacaktı.Bu esnada  bir test planlandı. Kendi atalet momentleri ile dönmekte olan buhar tribünleri, reaktörün dizel jeneratörleri devreye girinceye kadar olan boşlukta reaktörü soğutmaya yarayacak sistemleri çalıştırabilecek enerji üretebilecekler mi? Bu bir güvenlik testi ve bence çok mantıklı bir test. Daha iyi açıklamak için neyi test ettiklerini açıklayalım. Senaryoya göre: Reaktörde bir güç kaybı mevcuttur. Acil olarak kapatılması gerekmektedir. Reaktöre gelen şebeke elektriği bir sebeple kesilmiş durumdadır. Bu durumda devreye dizel jeneratörler girecektir. Aradaki bu zaman diliminde kendi hızları ile dönmekte olan buhar tribünleri soğutma pompalarını çalıştıracak eletktriği üretebilirler mi yoksa üretemezler mi?

Ancak, deneyi hazırlayanlar tarafından santralın nükleer olmayan kısmıyla ilgili olduğu düşünülen bu deney, deneyin yapılmasından sorumlu personel ile işletme ve güvenlikten sorumlu personel arasında tam bir bilgi alışverişi ve işbirliği sağlanmadan
yürütülmüş, deney programında yeterli güvenlik önlemleri alınmamış ve işletme personeli deneyin nükleer güvenlik açısından etkisi ve potansiyel tehlikeleri konusunda uyarılmamıştır.

Patlama ile sonuçlanan deney normalde gece 01:00 sularında değil, gündüz yapılacaktı. Bu sebeple gündüz vardiyasındaki personel bakım için reaktörü yarı gücüne düşürdü. Bu esnada Kiev’den gelen bir emirle deney ertelendi. Başka bir reaktörün devre dışı kalması sebebi ile ülkede elektrik ihtiyacı oluşmuştu. Reaktörün bakım için durdurulmasına izin verilmedi. Böylece reaktör akşama   kadar yarı güçte çalışmaya devam etti. En sonunda Kiev’den gelen izinle güç azaltılması başladı.

Planlanan test için reaktör hızının 700 MW  civarında sabitlenmesi gerekiyordu. Ancak reaktör hızı 30 MW’a kadar düşmüştü. Operatör hatası veya sistemlerin düzgün çalışmıyor olması buna sebep olmuş olabilir. Bu noktada testten vazgeçip reaktörü kapatmak gerekliydi. Ancak teste devam kararı aldılar. Reaktörü işleten personelin 700 megawatın altında reaktörün çok kararsız ve tehlikeli hale geldiğinden haberleri yoktu.Yaptıkları ayarlamalarla reaktörün hızını 200 megawatta sabitlemişlerdi. Teste bu hızda başladılar. Reaktör hızını 30 megawattan yukarı çıkarmak için yukarıda bahsi geçen 211 kontrol çubuğundan 204 tanesini reaktörün içinden çıkardılar. Geriye sadece 7 adet kaldı. Kesinlikle 15 tanenin altına inmemesi gerekiyordu. Reaktörün bu esnada kontrol altında tutulabiliyor olmasının sebebi test prosedürleri sebebiyle diğer personelin reaktöre fazla miktarda su pompalıyor olmasıydı. Reaktörün kontrol odasındakiler de yavaşlama sebebiyle buhar ayırıcılarda azalmış olan su seviyesini arttırabilmek için reaktöre giren su miktarını arttırmakta idi. Kontrol çubukları dışarıda iken suyun fazla devridaimi sebebi ile reaktörde her şey yolunda görünüyordu.

Planlanan testi yapmak için gece saat 01:23:04 te turbo jeneratör  devreden çıkarıldı. (Diğeri gün içinde gücün yarıya düşürülmesinden sonra zaten devre dışındaydı). 01:23:04 ile 01:24 arasında ( tam olarak 01:23:58)  her şey olup bitmişti. Yani test başladıktan sonraki ilk saniyeler içinde reaktör kalbinin 2000 tonluk kapağı havaya uçtu. Jeneratöre giden buharın kapatılmasıyla yani elektrik üretimi tribün’ün kendi dönüş hızına bırakılınca su  pompalarına giden elektrik azaldı.  Reaktör kalbine giden su miktarında ani bir düşüş meydana geldi. Kanallardaki su hızla kaynamaya başladı. Pozitif katsayı sebebi ile reaktörün gücü saniyeler içinde 100 kat arttı. Kontrol çubuklarını devreye almak için gerekli düğmelere basılsa da çubuklar reaktör kalbinde magma haline gelmeye başlamış yakıt sebebi ile kendi yuvalarında ancak 1/3 lük yol alabildiler. Üstelik daha önce vurguladığımız üzere reaktiviteyi  biraz arttırdılar. Yakıt zarfları eridi. 3000 derece sıcaklıktaki uranyum reaktör kalbindeki suyla temas etti ve oluşan aşırı buharın oluşturduğu basınç sebebi ile 2000 tonluk kapak havaya uçtu. İkincil koruma kabı olmadığı için reaktör kalbi atmosfer ile temas etti. İkinci bir patlama ile (reaktör kalbindeki hidrojenin ve diğer yanıcı maddelerin hava ile temas etmesi neticesinde)  yangın başladı. Kimilerine göre nötron tutucu olarak kullanılan  grafit bloklar yanarak kirliliğin artmasına sebep oldu. Kimilerine göre yangının sebebi grafit değildi. Her şeyin olup bittiği bu 30-4o saniyelik sürede çalan alarmlar, koşuşturmalar hiçbir işe yaramadı. Bu reaktörün normal açılıp kapanması esnasında operatörler bir saat içinde yaklaşık 1000 adet ayar yapıyorlarken böyle olağanüstü bir durumu yönetmeleri mümkün değildi. Kaldı ki testin gerçekleşmesi için kapatılan uyarı sistemleri, çiğnenen prosedürler, testin gereği yapılan normal dışı düzenlemeler sonucunda kaza kaçınılmaz olmuştu.

Yangın için itfaiyecileri çağırdılar. O gece gelenlerin hepsi akut radyasyon zehirlenmesi sebebiyle öldüler.(Kazadan sonraki ilk ayda 25 kişi bu sebeple öldü. İlginç bir bilgi daha: Kazadan hemen sonra bir çalışan da kalp krizi geçirerek vefat etti.)

Üstteki fotoğrafta kazanın yaşandığı reaktörün kontrol odasının şu an ki resmini görmektesiniz. Kaza sonrasında çıkan yangını gören operatörlerden Youri Kournev şunları söylüyordu:

‘Hayatımda böyle renkler görmemiştim. Gecenin karanlığında adeta bir gök kuşağı çıkmıştı. Bazı yerleri kıpkırmızıydı. Sanki kan gibiydi’

Kaza sonrası için söylenecek şeyler çok fazla. Bunları uzun uzun anlatmak yerine çarpıcı gerçekleri maddeler halinde sıralamak istiyorum.

  1. Bu patlamanın ortaya yaydığı kirliliği ortadan kaldırmak için ilk 7 ayda 500.000 kişi görev yapmıştır. Bu sayıya reaktörün lahit içine alınmasında çalışan askerler dahil değildir.
  2. Ortaya yayılan radyasyon Hiroşima’ya atılan atom bombasının 10 katı kadardır.
  3. Kazadan sonraki günlerde bu reaktörde ve çevresinde normalin 15.000 katına varan seviyelerde radyasyon düzeyleri ölçüldü.
  4. Lojmanların bulunduğu Pripyat kasabası kazadan 30 saat sonra boşaltılmaya başladı. Bu insanlara neler olduğuna dair kayıt tutulmamış veya tutuldu ise de yok edilmiştir. Boşaltma emrine kadar olan sürede Pripyatta çekilmiş görüntülerde radyoaktivitenin sepep olduğu parlama ve patlamalar gözle görülebilmektedir.Bu esnada Pripyat sakinleri açık havada günlük hayatlarına devam etmektedir. Kaza çok güzel bir bahar gününün gecesinde olmuştur.
  5. Dünyanın kazadan haber 3 gün sonra oldu. Amerika ve Avrupa’ya  ait casus uydular reaktörün dumanlar tüten fotoğrafını çekip yayınladılar. Bu esnada  Rusya kendi ülkesinde  bile tek bir uyarıda bulunmadı. Açık havada yapılan bayramlar bile sürdü.
  6. Bir hafta sonra Çernobil boşaltıldı. Toplamda 500.000 hektarlık alan boşaltıldı.
  7. Temizlik için 18 milyar Ruble para harcandı ve bu zamanda 1 ruble 1 dolar ediyordu.
  8. Rusya’nın Amerika’yı vurmak için ürettiği 700 adet SS18 füzesinin her bir tanesi 100 Çernobil gücündedir.
  9. Santral binasının lahit içine (Sarchophagus) alınması esnasında ordu çalışmıştır. Bu askerlerin her biri 40 saniye kadar çatıda çalıştıktan sonra 100 ruble alarak memleketlerine geri gönderilmiştir. Kendilerine ‘biyorobotlar’ ismi verilmiştir. Görevleri her biri öldürücü dozda radyasyon yayan yıkıntıları ve yakıt parçacıklarını elleriyle toplayıp temizlik yapmaktır.Çatıda kullanılmak üzere üretilen gerçek robotlar kısa sürede yüksek radyasyon seviyeleri sebebi ile arızalanmıştır.Bu durumu kafanızda canlandırmanız için en güzel örnek İgor KOSTİN isimli gazetecinin çektiği fotoğraflardır. Kendisi defalarca çatıya çıkmış, kazaya ilk giden gazeteci olmuş ve aldığı radyasyon sebebi ile hastalanmış tam bir çılgındır. Hala yaşıyor.(Bu yazı yazılırken yaşıyordu. 9 Haziran 2015 tarihinde 78 yaşında trafik kazası sebebi ile öldü) Fotoğrafta biyorobotlar ve çalışma şartları görülmekte olup fotoğrafın alt kısmından başlayan ve yukarı doğru çıkan beyaz hareler  yüksek radyasyonun filmi bozmasından kaynaklanmaktadır.
  10. Yapılan lahit geçici bir bina olup gerçekte 5-10 yıllık bir süre için tasarlanmıştır. Şu an çürümeye yüz tutmuş bu yapının çökmesinden endişe edilmekte ancak yüksek maliyeti sebebiyle Ukrayna ikinci bir lahiti inşa edememektedir.(Bu ikinci lahit günümüzde tamamlanmış durumdadır artık) Aşağıdaki resimde Lahit’in günümüze yakın olarak çekilmiş bir fotoğrafını görebilirsiniz.

  11. Santral içindeki tehlike bitmiş değil aksine hemen hemen ilk gün kadar şiddette devam etmektedir. Burada bol miktarda bulunan Plütonyumun yarılanma ömrü 24500 yıl olduğunu düşünürseniz daha hiçbir şeyin düzelmediğini anlayabilirsiniz.
  12. Bölgenin temizliğinde kullanılan her türlü araç gereç şu anda tıpkı boşaltılan şehirlerin durumu gibi büyük bir yalnızlık içinde çürümektedir. Resmi ya da sivil  kara, hava ve deniz araçları yüksek derecede radyoaktif oldukları için hurda bile olamıyorlar. Bu dünyada kapana kısılmış hayaletlere benziyorlar. İnternette çok daha çarpıcı fotoğraflara ulaşabilirsiniz.

13.Kaza sonrasında nükleer reaktöre çok yakın bir tesis daha açığa çıkmıştır. Bu çalışması için yüksek miktarda elektriğe ihtiyacı olan ‘Moscow Eye’ ya da ‘Çernobil 2’ olarak bilinen çok gelişmiş bir radar sistemidir.Santralin yanında yapılmış olması tesadüfi değildir. Bu radar sistemi tamamen Rus bilim adamları tarafından yapılmış, karmaşık, hassas ve çok gizli bir askeri radardır. Kaza sonrasında muhtemelen hemen boşaltılmamış ve personeli korumasız binalarında çalışmaya devam etmişlerdir.

14. Reaktörün eriyip magmalaşan yakıtına ‘corium:koryum’  denilmektedir. Ancak eriyip aktığı birçok yüzeyde fil ayağına benzediği için ‘Elephant Foot’ olarakta isimlendirenler mevcut.

Fukuşima’dan da biraz bahsedelim. Olanlar neredeyse aynı. Her şey bir nükleer reaktörün çalışma prensibinden kaynaklanıyor.

Japonya’da 11 Mart 2011 de dünya tarihinin 5. büyük depremi  gerçekleşti. Deprem başlayınca açık olan reaktörlerin hepsi otomatik olarak  kapandı. Elektrik kesildiği için devreye hemen dizel jeneratörler girdi. Dizel jeneratörler ile sağlanan elektrik ile reaktör kalplerinin ve kullanılmış yakıt havuzlarının soğutulması için çalışan pompaların elektriği, kumanda odalarının elektriği, reaktörlerin düzgün çalışması için yapılan düzenlemelerin (vanaların açılıp kapatılması vb) enerjisi sağlanmaktaydı. Tsunami bile hesap edilmişti. Herkes mutluydu. Ancak tsunaminin büyüklüğü doğru tahmin edilememişti. Tsunami duvarları yeterli gelmedi ve dizel jeneratörler su altında kalınca santralin tüm elektriği kesildi. Bazı santrallerin kullanılmış yakıt havuzlarının suları buharlaşmaya başladı  ve birçok santralin reaktör kalbinde nükleer erime başladı. İşçiler radyasyona maruz kaldı. Biriken hidrojen gazlarının patlaması sonucu reaktör binaları hasar gördü. Kullanılmış yakıt tankları açığa çıktı.Ancak daha gelişmiş koruma kapları sebebi ile felaketin boyutları Çernobil kadar olmadı. Ama olmasına ramak kalmıştı. Hikayenin gerisi aynı, sağlığı bozulmuş işçiler ve itfayeciler, sonsuza dek terk edilen boşaltılmış köyler, bu bize ders oldu diyen siyasetçiler vb…

Böyle bir kazadan sonra kimin ne kadar etkilendiğini hesaplamak çok zor. Bu zorluğun ana sebeplerinden birisi de Rusya’nın siyasi yapısı. Bugüne kadar gelen süreçte bu yakın tarihi incelediğinizde hapse atılan bilim adamları, yok edilen belgeler, yayın yasakları ve benzeri birçok uygulama daha vahim olan gerçeklerin üstünü örtmüş durumdadır. Bazı kayıtlar özellikle tutulmamış veya yok edilmiştir. Her ne olursa olsun füzeleri ürettiren siyasetçilerden ve ‘bence nükleer santral kuralım’  diyen insanların ne yaptığını iyice düşünmesi gerekir.

Böylece Çernobil yazı dizimi bitirmiş bulunuyorum. Umarım sizlerinde ilgisini çekmiştir.

Fotoğraflar:
http://aibob.blogspot.com/2011/12/1986-chernobyl-nuclear-disaster.html,
http://sv-timemachine.net/images/chernobyl/reactor4.jpg,
http://aibob.blogspot.com/2011/12/1986-chernobyl-nuclear-disaster.htm,
http://smbhax.com/stuff/_chernobyl_522.jpg

Hakkında Müjdat Üzel

1970 model bir hekim.Kendisine ilginç gelen şeylerin peşine düşmesi en sevdiği özelliği. Bunlar insanların ilgisini çekmese de durum değişmiyor.

11 yorum

  1. Sevgili Müjdat, Çok faydalı bir yazı dizisi olduğu kanısındayım.

    İnternette bu konunun, bu kapsamda derlenmiş bir örneğiyle karşılaşmadım. Hepimizin nükleer santrallerle ilgili bilgi sahibi olması gerekiyor. Bir şeye evet veya hayır demek yetmiyor bunun nedenlerini de iyi özümsemiş olmamız gerektiğini düşünüyorum.

    Tez niteliğindeki bu bilimsel çalışman için teşşekkürler.

  2. insanoğlu hiç akıllanmaz hocam..çok tehlikeli bir sistem bu biliniyor..evet düzgün yapılırsa getirisi çok fazla ama bence kötü bir durumda götürüsü getirisine göre çok çok fazla..

    • Yazınız gerçekten derleyici, toplayıcı ve bilgilendirici olmuş,elinize sağlık. Hani bomba yapımını ülke savunması, tehdit savuşturması olarak anlayabilirim belki bir derece ama nükleer santralleri hiç savunamıyorum. Bunu Mars’ta, Ay’da yapsan anlayayım ama yaşadığımız yerde yapmak resmen rus ruleti oynamak bence. İşte kısa sürede yaşanan ve etkisi çooooookkkk uzun sürecek iki felaket. Yazınızda yok ama araştırdıysanız bunuda belirtebilir misiniz ; sanırım en az 500 yıl Çernobil ve Fukuşima’nın etrafında 100 km. çapında yerleşim yapılamayacak, değil mi ? Radyoaktif çekirdeğin yarılanma ömrü ise asıl bomba : sanırım bizden yaklaşık 1.000 nesil sonra sönümlenecek !

    • Aslında insanoğlu zamanla akıllanıyor. Gelişmiş ülkelerde bu konuda duyarlılık son derece yüksek. Akıllanmama durumu belki de biraz bize özgü bir durum.
      Yazıya katkınız için teşekkürler…

  3. Çok çok teşekkür ederim. Gerçekten halk boyutunda çok bilgilendirici bir yazı dizisi oldu. Sabah kalktığımda bir Akkuyu haberinden yola çıkarak sizin yazı dizinize ulaştım. Hayret verici şekilde bilgi aldığımı düşünüyorum. Keşke bilim ve bilgi bu şekilde paylaşılsa ve birbirimizle yarışmak için değil birbirimizi daha ileriye götürmek için kullanılsa. Tekrar tekrar teşekkür ederim.

  4. Mustafa KÖRPINAR

    İlginçtir ama çernobil nükleer santralinde çalışan ve patlama sırasında santralde bulunan bazı kişiler kurtulmuş, kazada kurtulanlar radyasyon hastalığına yakalanmış ve düzenli halde tedavi görmektedirler,
    Google earth ten bakarsanız tahrip olmuş bölgeyi net olarak görebilirsiniz, bir belgeselde izlemiştim 8-10 yaşlarında faciayı yaşayıp ailesiyle bölgeyi terk etmiş bir kız 20 li yaşlarda tekrar evine uğrayıp tüm eşyalarını ve anılarını hatırlaması konu alınıyordu kız oyuncak ayısını görünce duygulanıyordu

  5. Mustafa Bey, katkılarınız için teşekkürler. Bir kaç açıklama yapayım. Bahsettiğiniz videodaki hanımın yanında İgor Kostin bulunur. Kendisi reaktöre ilk ulaşan gazetecidir. Çatısına defalarca çıkmış, hastalanmış ama ölmemiştir. Bu yıl trafik kazasında öldü ne yazık ki. Hanımdan çok o duygulanır. Çünkü yıllar bıyunca kazanın nelere yol açtığını yakından görüp belgelemiştir. Çektiği fotoğraflar tarihe malolmuştur.

  6. Müjdat bey merhaba. yazınızı büyük bir dikkatle okudum çok iyi bir anlatım olmuş. Bu konu hakkında bilgilendirici bir video hazırlamak için bilgi ve kaynak araştırması yapıyordum ama sizin yazınız kaynakları ve sunduğu bilgilerle muazzam olmuş. İzniniz olursa yazınızın bir bölümünü sizide kaynak göstererek videomda okumak isterim. Şimdiden teşekkürler ve ellerinize sağlık.

    • Kemal Bey, Çok teşekkür ediyorum ilginize, faydalanmanıza sevindim. Ancak sitenizin içeriğini bilemiyorum. Nasıl yer alacak, hangi başka içerikle yan yana duracak? Bunlar belli değil. Bu sebeple isteğinize şimdilik onay veremiyorum. Kolay gelsin

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top